Avusturya Europe Genel KESFET

VİYANA.. Herkes nereye gitti? (1)

12 Aralık 2015
KEMAL HAMŞIOĞLU

KEMAL HAMŞIOĞLU

Üç ülkeden dört şehri kapsayan, yedi gün altı gecelik seyahatimizin son durağı Viyana olup yol boyunca su dahil hür türlü ihtiyaç ücrete tabidir… Prag’dan Viyana’ya geçtiğimiz otobüs firmasının –Flixbus– bende yarattığı ruh hali buydu… Mevsimine göre, bu iki şehir arası 10 Euro’ya dahi bilet bulunabilmekle birlikte, verin üç beş daha sınırsız sıcak içecek, koltuk arkası ekran, ortası elektrik prizi hizmeti sunan Eurolines ya da Lux Express‘ten şaşmayın, derim. Ha para yoksa, otostopa kadar yolu var, o ayrı. Lehlerin Zloti‘si, Çeklerin Koruna‘sı ile kendimizi dünyanın sahibi zannederken, Avusturya’da bizi kurların efendisi Euro’nun beklediğini biliyorduk! Ve belki de ilk defa söylentiler gerçek çıktı. Bence Kanuni, Viyana kapılarından fiyatları gördüğü için dönmüştür…

viyana parlamento

Avusturya Parlamentosu

Yaklaşık 3 saatlik yolculuğun bir bölümü Avustarya kırsalında, adeta mahalle, köy arası yollarda geçti. “Köy” dediysem, kaymak gibi yollarının iki yakasında yerel şarap dükkanlarının sıralandığı “Shire” tadında -bkz. Tolkien- bir coğrafya bahsettiğim. Yine yol boyunca birden çok karavan kampı, uzaktan ne olup bittiğini tam seçemediğimiz festival alanı gördük. Gelin görün ki, inişte bizi karşılayan Bayrampaşa’dan hallice Viyana Otogarı oldu. Otogar şehir merkezine uzak sayılabilecek bir noktada. Ancak şehri, tam da o klişe ifadenin tasvir ettiği gibi, bir ağ misali ören raylı taşımacılık otogar ile de bağlantılı. Danışmadan aldığımız haritanın da yardımıyla, kalacağımız hostele gitmek üzere trenlerden birine atladık.

Gerek Varşova ve Krakow, gerekse Prag’da gecelediğimiz yerler şehir merkezine yürüme mesafesindeydi. Viyana ise bu üçünden de çok daha büyük ölçekli bir şehir. Şehrin merkezindeki oteller veya hosteller de oldukça pahalı. Dolayısıyla biz de şehrin biraz daha içlerinde, merkez kabul edebileceğimiz Aziz Stefan Katedrali‘ne metro ile yaklaşık 20 dakika uzaklıktaki bir hostelde kaldık: Kaiser 23. Hostelin odalarının her birine Schubert’ten, F1 pilotu Niki Lauda’ya Avusturya ünlülerinin isimleri verilmiş. Odalarında lavabo bulunan, banyonun ise ortak olduğu modern, temiz bir işletme. Viyana’da geçireceğimiz süre iki gün bir geceden ibaretti; o nedenle, eşyaları odaya, kendimizi dışarı attık.

İstanbul’da nasıl ki “Birgeç”, “Beşgeç” gibi kartlar var; Avrupa’da bu genellikle gün bazlı işliyor. 24,48,72 saat diye giden toplu ulaşım kartları bulunabiliyor. Dediğim gibi, diğer üç şehirde merkeze yakın kaldığımızdan gerekmemişti; Viyana’da ise ulaşımı ucuza getirmek için tek günlük bir kart aldık, rahat ettik. Kentteki ilk durağımız katedralin de bulunduğu “Stephanplatz” oldu. Buradan şehrin belli başlı diğer turistik noktalarına yürüyerek ulaşmak mümkün.

Şinitzel buysa bizim yediklerimiz ne?

viyan harita

Viyana’da bir meydan

İlk günü her zaman olduğu üzere, ‘kaybolmaya’ adadık! Çok da zor olmadı… Kısıtlı zamanınız varsa Viyana gibi büyük bir şehirde planlı haraket etmek gerektiğini yaşayarak öğrendik. Katedral ve çevresini şöyle bir dolaştıktan sonra, gezinin belki de tek planlı durağı olan Figlmüller‘in yolunu tuttuk. Malum, şinitzel Viyana çıkışlı bir lezzet ve Figlmüller de şinitzeli ile meşhur bir lokanta. Stephanplatz’ta birbirine yakın iki ayrı dükkanda hizmet veriyorlar. Biri pasaj içinde -ki ilk açılan oymuş- diğeri 100 metre uzağında iki dükkandan, ikincisine girdik. Tabi sıra vardı, şahsen eğlence için değil ama yemek için sıraya girerim. Yine de çok beklemedik, beş dakika içinde bizi bir masaya aldılar. Üç çeşit şinitzel yapıyorlar: Tavuk, domuz ve dana. Aslı dana etiyle yapılan diye -Vedat Milor’un yalancısıyım- ikimiz de ondan sipariş ettik, yanında da elma suyu.

Yalnız baştan söyleyeyim, şinitzel tabakta tek olarak servis ediliyor. Yani öyle, beraberinde salata falan beklemeyin. Biz yemeğimizi beklerken, yan masaya orta boy bir pizza büyüklüğünde, tabaktan taşan bir tavuk şinitzel geldi. Hani, aklım kalmadı değil. Gerçi, dana şinitzel de doyurucu bir porsiyondu. Nasıl beceriyorlar bilmiyorum, dışı nar gibi kızarmış pane kaplı içi sulu ve yumuşak bir şinitzel bu. Bir tabak daha olsa yerdik de, fiyat 19 Euro! Tavuk ve domuz da yanlış hatırlamıyorsam 14 civarı…

Lokantadan çıktıktan sonra, çevreyi şöyle bir dolaşıp küçük bir meydan ortasındaki süs havuzuna çöktüm. Elimde Viyana haritası günün geri kalan bölümünde ne yapabileceğimizi planlamaya çalışıyorum. Bu sırada makine Onur’un elinde, “haberim yokmuş gibi” beni çekiyor sanıyorum. Meğer çekmeye çekiyor da beni değil! Ben orada kafayı haritaya gömmüşken, arkamda bir hanım kızımız etrafa aldırış etmeden ne var ne yoksa soyunup üstünü değiştiyormuş. Bu da Viyana’dan arta kalan tek ‘iç gıdıklayıcı’ anıdır. Ehe!

Lunaparkta dehşet!

Viyana’daki akşamımız için opera izlemeye niyetlendiysek de, aylardan ağustos olunca, başlıca topluluklar ya turnede ya da tatildeydi. Yaz aylarında sahne almayı sürdürenler de genellikle turistik amaçlı gösteriler sunuyor. Biz de madem operaya gidemiyoruz, lunaparka gidelim dedik! Aslında yapacak bir şeyler ararken karşımıza lunapark çıktı. “Prater”, şehrin en önemli eğlence merkezi. Yani aklınıza mafyöz tiplerin işlettiği dandik bir yer gelmesin. Özellikle “Riesenrad” denilen tarihi dönme dolap Viyana’nın simgelerinden. Trenden sökülüp takılmış hissi veren vagonlarıyla panaromik bir şehir manzarası sunuyor.

viyana lunapak

Prater – Viyana Lunaparkı

Şehrin üzerimizde bıraktığı huşudan biraz olsun sıyrılmak için biz daha adrenalinli bir şeyler aradık. “İnsan yoyosu” misali sizi top gibi evirip çeviren sürüsüyle alet içinde, Onur’u anca mini “roller coaster”a ikna edebildim. Yüz üstü yatık, raylara asılı tur belki bir dakika sürüyor. Yine de sert dönüşleri, ani hızlanmasıyla kasıkta bir ürperti bırakmıyor değil hani.

Ara başlığa bakıp “Dehşet bunun neresinde?” diyebilirsiniz. Dehşet dolu o anları havalı tüfek ile yaşadık. Havalı tüfek nereden çıktı ben de anlamadım. İçimizdeki çocuğu dışarı çıkaralımın peşindeyim, adam adrenalin yüklenince sevgilisine ayıcık kazanmak isteyen tiplere dönüştü. Hayır, ayıcığı bana vermeyecek tabi ki! Zaten ayıcık da değil; peluş “Minion” gördü orada, yeğeni için kazancaktı aklınca. Nitekim 20’şerden 40 atış yaptık 5’er adet okey taşını yan tarafından vurabilmek için. Benim sağ göz köstebekten nakil, Onur biraz daha iyi. Adam da veriyor gazı arkadaşa “Oooov! Yu ar e mastır!” diye. Taşlar bitti, atışlar da. Adam demez mi 40 Euro! 40 Avro! Yazı ile: Kırk! Onur sen, Almanca “Tek atış 1 Euro” yazan talebayı yanlış anla! Sonuç? Yalvar yakar “Abi biz ginciz pirimiz yik” diyerek, 20 Euro’ya ikna ettik. Minion falan da alamadık!

Yarın pazartesi erken yatın” – Bir Avusturya atasözü

Gol atanın kazanağı maç sürerken, annenizin sizi eve çağıran sesi gelirdi ya hani kulağınıza. Ona dert anlatayım derken yerdiniz golü… Tramvayla hostele dönerken öyle hüzünlüydü işte içimdeki çocuk. Hostelde, duşumuzu -ayrı ayrı- alıp üstümüzü başımızı değiştirdikten sonra, hem yemek hem de gecenin geri kalanında bir şey içip eğlenmek için yeniden dışarı çıktık. Bu sefer nereye gideceğimizi de biliyorduk. İnternetten Viyana’nın belli başlı tüm Rock barları, gece kulüplerini araştırdık; adreslerini, hangi metro hattıyla gideceğimize kadar bulduk.

İlk tercihimiz, Rock gruplarının da sahne aldığı bir mekandı. Adını hatırlayamıyorum, zaten kapalıydı. Oradan atladık metroya, ünlü Flex Cafe‘ye geçtik. Flex, Tuna Nehri‘nden kopup şehrin ortasından geçen kanalın yanında yer alıyor. Adındaki kafeye bakmayın, bir underground club. Dışarıda masaların olduğu geniş de bir bahçesi var. Gerçi, duvarlarını grafitilerin süslediği kanal çevresi af buyrun ‘sidik’ kokuyor ama insan alışıyor bir süre sonra. İçeride neler yaşadığımızı anlatamayacağım. Çok çılgın bir gece geçirdiğimizden değil. Orası da kapalıydı!

Saat gece yarası oldu, yağmur yağıyor. Aylardan ağustos da, mevsim bildiğin sonbahar. Viyana’nın zaten matah bir gece hayatı yok, var olan mekanlar da hep birbirine uzak. Çaresiz metroya döndük. Bu sırada metro dışındaki büfe önünde, gitar çalıp şarkı söyleyen tipler vardı. Çok iyi söylediklerinden falan değil de, o kadar açız ki eğlenceye yanlarına iliştik. Büfeden de Viyana’nın meşur sosisli sandviçiyle birer bira aldık. Ayaküstü karnımızı da doyurduk. Metroya atladık hostele dönüyoruz. Derken telefondan B72 diye, bir başka mekan bulduk. Bir Türk’ün işlettiği, düzgün, bilinen… Dedik, “Pazar gecesi dükkanı açık tutarsa bir Türk tutar”, son trenle oraya… Bir istasyon da geç indik mi! “Ahmak ıslatan” çiseliyor, sokaklar bomboş; adı üzerinde iki ahmak gece kulübü arıyoruz. Nitekim yürüye yürüye bulduk mekanı. Bilin ne oldu? Kapı duvar! Geceyi bir Mc Donalds’ta noktaladık. Bakın bu bir dramdır…

viyana kanal1

Viyana’da kanal çevresi

Sokaklar bomboş” dedim ya az önce, o pazar gecesi Viyanalıların nerede olduğunu bir gün sonra anladık. Mekanlar ise pazarları genel olarak kapalı, şimdiden uyarayım. Viyana’nın gece hayatıyla ilgili size bir öneride bulunabilmeyi ben de çok isterdim dostlar. Yine de -giremediğimiz- mekanları araştırırken internette, “Arena Wien” diye bir yer buldum şimdi. Geniş açık alanında konserlerin verildiği, kapalı bölümlerin de olduğu… Bir araştırın derim. Çok da eğlenmeyin!

Viyana’yı da tek yazıda bitiririm diyordum, yine uzadı. Hiçbir şey yapamadan, anlatılacak bu kadar şey nasıl çıkıyor; anlatılacak bir şey yok da ben mi boş kaldım, onu bilemedim. İkinci günü böyle geçmedi ama merak etmeyin. Müzelere doyduk, hamuruna, tatlısına da. Biz başı kesik tavuk gibi eğlence ararken insanların nerede olduğunu da ikinci yazıda anlatacağım.

Not: Prag’a dair ilk yazımın girizgahı da aklımda, bağlayacağım bir yere. Umarım…

Kemal HAMŞIOĞLU

instagram/kemalhamsioglu

You Might Also Like

5 Comments

  • Reply Kerem 14 Aralık 2015 at 12:12

    Bence Kanuni, Viyana kapılarından fiyatları gördüğü için dönmüştür. 🙂

    Gerçekten gereksiz pahalı bir yer. Ama huzur dolu.

    • Reply Kemal Hamsioglu 16 Aralık 2015 at 03:47

      Huzurun parayla satın alınabildiğinin kanıtı gibiydi 🙂

  • Reply Tuba 15 Aralık 2015 at 17:39

    Viyanada yaşayan bir türk olarak viyana otogarı benzetmesini kullanacagımı bilmenizi isterim küçük dünya ailesi. Ahaha

    • Reply Kemal Hamsioglu 16 Aralık 2015 at 03:47

      Otogarı kullanmak zorunda kalmamanız dileğiyle 🙂

  • Reply Budapeşte Viyana 28 Mayıs 2017 at 22:23

    Tekrar gidesim ayni yerlere bir daha bakasim geldi. Kalemine saglik gercekten. Budapeste gitigimizde cok vakit kaybetmek ve sehri oykuleriyle ogrenmek icin lokal turk rehbehleri bulduk. Hic bulamiyacagimiz sakli yerleri ve verdikleri tahsiyelerle tatil harika gecti.Gidenlere faydasi olur diye bilgilerini paylastim. http://www.budapestetur.com – Sehir yuruyus turlar harika.

  • Leave a Reply

    Spam Protection by WP-SpamFree