Bulgaristan Europe Genel sofia sofya

Sofya… Hiç Seveceğimiz Yoktu.

10 Haziran 2017

EDA İVGEN

Sofya: Bosfor Ekspresi‘nin açıldığını gördüğümüz günden itibaren, hazır vize varken bi’ gidip gelsek deyip durduk. Hem tren deneyimini yaşamak hem de Sofya ne menem bir yer merak ettik. Yeme-içme konusunda ucuz olduğunu da sıkça duyuyorduk. 19 Mayıs Cuma’ya gelince biz de 18 Mayıs akşamı için tren biletlerimizi aldık. Tren ile ilgili yaşadığımız tüm deneyimi Sofya… Bosfor Ekspres yazımda yazdım. Burası tamamen yediğimiz, içtiğimiz, gördüğümüz üzerine bir yazı.

Central Mineral Bath

 

Gidişe tren, gelişe otobüs bileti aldık. Böylece gündüz vakti döndük. Sofya istasyonu, merkeze yakın. Yürüyerek 20 dakika. Metroya ya da otobüse binerseniz de 5 dakika civarı. Merkez dediğim yer Serdika Meydanı. Otobüs terminali de tren garıyla yan yana. Biz yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Serdika Meydanı’na yürüyerek 15 dakikada gidilecek bir yerde hostelimizi ayarladık. Hostel 44 için iki gece iki kişi kahvaltı dahil 120 leva yani 240 TL verdik. Oda iki kişilik, banyo ve tuvalet ortaktı. Açıkcası hosteli pek beğenmedik. Yataklar temiz ama oda tozluydu. Bir de penceremizin tam dibinde inşaat vardı ve sabah 7’de çalışmaya başlıyorlardı. Ama kaldığımız sokak çok merkezi bir caddeye açılıyordu.

 

Saint Sofia Monument

 

Sofya ilk gün bizi biraz tedirgin etti. Çantanıza, cüzdanınıza dikkat edin tedirginliğiyle aman çok karanlığa kalmayalım derdine girdik. İlk durağımız oldu. Fotoğraflarda gördüğümüz ve Sofya’nın simgesi olan bu yapı gerçekten de fotoğraflardaki kadar güzel. Daha önce gördüğümüz katedrallerden farklı olarak iç yapısı yuvarlak ve içeride oturma düzeni yok. Ayinler nasıl oluyor bilmiyorum ama bir meydan gibi çember içinde toplanıyor olabilirler. Klasik klise koltukları burada yok. Hatta hiç koltuk yok.

 

Vitosha bulvarı

 

Buradan çıktıktan sonra hemen kilisenin yanındaki ikinci el pazarını bulduk. Yani çok büyük bir pazar düşlemeyin. Yıllardır Türkiye’deki bit pazarlarına Bulgar pazarı da derler diye çok heveslenmiştik ama bizdeki pazarlar kadar büyük değil. Pazarın çoğunluğu da katedrale yakın olmasından ötürü İsa ve Meryem fotoğraflarıyla dolu.

 

Bit pazarı

 

İlk günün ikinci durağı Tsentralni Hali yani central market oldu. Tarihi bir bina içerisinde yer alan halde yiyecek içecek ve hediyelik eşyalar var. Fiyatlar tabii uygun. Zaten memleketteki fiyatlar komple uygun.

 

Tsentralni Hali

 

Tsentralni Hali

 

Serdika Meydanı buraya çok yakın. Sofya’nın Taksim Meydanı, Kadıköy Boğası gibi bir yeri. Tam buraya kadar “Sofya galiba bu kadar, keşke 1 gün kalsaydık.” diye düşünürken Vitosha Bulvarı‘na varıyoruz. Genişçe ve uzunca bir bulvar, trafiğe kapalı ve sağlı sollu cafe, restoran, mağaza dolu. Bu bulvarı bulmamızla birlikte Sofya’ya olan bakış açımız değişiyor. Sofya yavaş yavaş güzelleşmeye başlıyor.

 

Council of Ministers

 

Saatlerce yürüyüşten sonra Bulgar yemeklerinin tadına bakmak için cadde üzerinde bir mekâna oturuyoruz. Shtastliveca Restaurant, dantelli örtüleri ve geleneksel yemekleriyle dikkatimizi çekiyor. Pahalı gözüken bu mekan için “ne kadar pahalı olabilir ki?” diyor ve çömüyoruz. Bulgaristan’da hiçbir yer pahalı değil. Yani İstanbul’dan gittiyseniz değil. Avrupa’nın birçok şehrinde belimiz büküldükten sonra burası bize cennet gibi geliyor. Bu arada mekanlarda kredi kartı olup olmadığını sormadan oturmayın.

 

Russian Church Sveti Nikolay Mirlikiiski

 

Shtastliveca‘da peynirli, salatalık, domates, biber ve zeytinli meşhur Bulgar salatası shopska sipariş ediyoruz. Zaten açlıkla salata önden bitiyor. Ardından Bulgar kebabı, tavuk ızgara ve Bulgar içkisi olan rakiya söylüyoruz. Rakiya berbat bir şey onu baştan söyleyeyim. Bildiğiniz rakı diye söylüyorsunuz ama bilmediğiniz bir rakı geliyor. Garsonun önerisiyle birlikte buranın en eski ve geleneksel markasını istedik. Küçük mü büyük mü diye soruyor. İyi ki küçük demişiz. Küçük bir kadehin içinde sarı bir içecek geliyor.

Görüntüsü çok fazla sulandırılmış viski gibi. Karşı masadaki adamda da aynı içkiyi görünce nasıl içileceğini ona göre ayarlıyoruz. Umarım o doğru içmiştir ve umarım biz rakiyaya haksızlık etmiyoruzdur. Adam kadehe önce buz koydu. Sonra su. Biz de aynısını yaptık tabii. Tek başına asla içilemeyecek ama sulanınca da pek bir halta benzemeyen bir içki. Sırf para verdik diye bitirdik açık konuşalım. Oldukça sert ama küçücük bir kadehi bile mayıştırmaya başlıyor. Ben bunun yerine size biralarını tavsiye ederim. Ama buraya kadar geldim, traditional olsun diyorsanız karar sizin. Bu mekan popüler, merkezi, şık ve pahalı gözükmesine rağmen oldukça doyurucu iki ana yemek, büyük bir salata, iki kadeh rakiya için 30 leva yani 60 TL ödedik. Böyle bir restoran için fiyat oldukça makuldü.

 

National Ethnology Museum

 

Gece hayatı Bulgaristan’da oldukça coşkun diyola… Her yerde karşınıza büyük cacin0lar ve striptiz club’lar çıkabiliyor. Biz Bulgar mafyasının eline düşmeden hava çok kararmadan hostelimize dönüp inzivaya çekildik. Bu yüzden gece eğlencesi için doğru adres değiliz.

 

sofya

Park Borisova Gradina

 

Sofya’da ikinci gün cumartesiydi. Cuma gününün sıkıldık mı naptık sorularından sonra cumartesi günü bizi çok şaşırttı. Hava günlük güneşlik, herkes sokakta. Neredeyse karşımıza bambaşka bir Sofya çıktı. Hiç seveceğimiz yokken şehri çok sevmeye başladık. Her yer park, bahçe… Bir de geleneksel bir törene denk geldik, aha dedik yine yakaladık bir şeyi ucundan. Şehrin diğer ucuna geçtikçe iyice yeşillendi, sokaklar güzelleşti. Parklar insanlarla doldu taştı. Hâlâ anlatırken içime umut, mutluluk doluyor. Sofya gerçekten parklar ve bahçeler şehri diyebilirim.

 

sofya

Vassil Levski Monument

 

Biranızı ya da kahvenizi alıp bir parka atın kendinizi. Hiç tahmin etmediğiniz sokaklarında gezin. O yüzden baharda, güneşli havalarda gidin. Kışın içiniz kararabilir. Knyazheska Garden, Park Borisova Gradina, Park “Zaimov”, Park National Palace of Culture… Bunlar en büyük parklarından bazıları. Park park gezerken ikinci gün yemeği için Skara Bar’a doğru kilometrelerce yürüdük. Sonunda bulduk. Ama ta taaa kredi kartı geçmiyormuş. O yüzden demin dedim sormadan girmeyin. Neyse ki yemek yemeden önce sormak aklımıza geldi. Hostel’den buraya Knyazheska Garden üzerinden yürüyerek gelmemiz 1 saat sürdü.

Bir kuvvet bildiğimiz yere Shtastliveca Restaurant’a yürüyelim dedik. 45 dakika da o. Neyse ki yol üzerinde yine bir parkta Бел Вю‘yu bulduk. Hem cadde üzeri hem de park kenarı olan bu yerin de bahçede masaları var. Burada bir shopska, iki sarımsaklı ekmek (bu efsaneydi), 2 parça Bulgar kebabı yani kebapçe (roll ve ball olarak değişiyor, ball olan köfte gibi diğeri ince uzun ve bol kimyonlu), fırında patates, 4 bira, 1 patates kızartması için iki kişi 20 leva yani 40 TL ödedik. Biz bira çeşidi olarak Kamenitza ve Zagorka denedik. İkisi de güzeldi.

 

Sofya

Vitosha Bulvarı

 

Sofya’da çok fazla çeşitte bira var. Billa adındaki bir markette bu biraların 2.5 litreliklerini 2.buçuk leva’ya yani 5 TL’ye alabilirsiniz. Biz 10 litreyi depoladık. Bu arada, otobüsle ya da trenle dönecekseniz Bulgar Freeshop’u yok dönüşte de yok. Setur’da da bu biralardan yok. Bir de ucuz diye votkaya, viskiye abanmayın, sınırda polis X-Ray’den tek tek tüm çantaları geçirtiyor. Bira çok yüksek alkollü ve pahalı bir içki olmadığı için biz sorun yaşamadık. Ama sınır 2 litre ve bu konuda biraz Türk polisi biraz sıkı. Aklınızda olsun.

 

Park National Palace of Culture

Özetle Bulgaristan kısa bir hafta sonu gezmesi için cebinizi yormayacak bir yer. Bol bol bira içip aç kalmadan hafta sonunuzu geçirebilirsiniz. Tren ile ilgili detayları bir önceki yazıda verdim. Onun için şuraya tıklayabilirsiniz.

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

Spam Protection by WP-SpamFree