Europe Genel Yunanistan

SELANİK… Kalbim Ege’de kaldı

17 Aralık 2015
EDA İVGEN

EDA İVGEN

Selanik: Γεια σου καλημερα Ελλαδα… Yani Türkçe’si “selam olsun sana Yunanistan!”

Yunanistan bir tutkudur! Tamam bu çok iddialı oldu. Ama benim için öyle. Bundan yıllar önce başlayan Yunanistan tutkum, Yunanca, Yunan Kültürü, Sirtaki, Mitoloji ve son dönemlerde Süleyman Demirel’in “Ege bir göl değildir.” tezini “Ege, balıklarındır!” antiteziyle yıkan Çipras ile pekişti.  Bundan birkaç yıl önce İpsala’dan sirtaki yaparak sınırı geçme hayali bile güzelken, şimdilerde kapı komşusu hâline gelen Yunanistan her zaman beni kendine çekmeyi başardı.

2014’te 22 saat süren – nasıl olduğunu hâlâ anlamadığım – Atina yolculuğumdan sonra her şehri tek tek ve tadını çıkara çıkara yaşamanın, öğrendiğim üç beş cümle Yunanca’yla kalimera, kalispera’nın ötesinde pratik yapmanın zamanı gelmişti.

Selanik, Esenler Otogar’dan bir otobüs kadar uzak. Şahsi araçla 6 buçuk saat süren yol, otobüsün dur kalkları ve şehir şehir uğramalarıyla birlikte yaklaşık 10 saat sürüyor. Ulusoy ve Kamilkoç’tan 100 TL civarında otobüs bileti var.

Ulusoy’un yarı konforlu koltuklarında yerimizi aldıktan sonra yolculuk başlıyor. Bekle bizi Selanik, senin olmaya geliyoruz!

İpsala…

İstanbul’dan trafik yoksa İpsala’ya varmanız yaklaşık 3 saat. Önce Türk sınırından çıkış için bir süre bekliyorsunuz. Eğer bayram seyran değilse çok trafik olmuyor. Trafik dediğim de sınırda bekleyen araç sayısı… Türk tarafında teker teker pasaport kontrolünden geçtikten sonra otobüse tekrar binip Yunanistan tarafına doğru devam ediyorsunuz.

Yunan polisi genel olarak çok güleç değil, şaka yapmayın. Gerçi bizim saf ve heyecanlı hâlimiz onu bile güldürmeyi başardı ama her zaman yemez. Yunan tarafında da tek tek pasaport kontrolü yapıldıktan sonra tekrar otobüse binip yola devam.

Herhangi bir eşya araması yapılmıyor diye sevinmeyin. Otobüsün geçtiği yerler iliğinize kemiğinize kadar gösteren X-Ray’ler ile dolu. Burayı da atlattıysanız ver elini Meriç!

Sınırı Geçmek!

İşin en güzel yanı sınırı geçtiğinizi birebir hissetmeniz. Meriç Nehri’nin üzerinde bulunan köprünün yarısı Türkiye, yarısı Yunanistan. Köprüyü de geçtiyseniz artık Hellas Elladas!

Yaklaşık 10 saatlik bir yolculuktan sonra Thessaloniki son durak! Hemen dilim değişti farkındaysanız, Yunanca böyle bir şey!

Thessaloniki

Herkesin yaptığı “İzmir Kordon” benzetmesini de gerçekleştirdikten sonra Aristotales Meydanı’ndayız. Otele yerleşmemize daha var. Geçen sene yiyip de tadı damağımızda kalan Selanik Böreği’nin tadına tekrar bakma zamanı. Bol peynirli ve bol yağlı bu börek kahvaltı için oldukça başarılı. İçine krema da koyuyorlar. Hani o tekerlemedeki “kremalı börek, sütlü çörek” tam da bu!

Selanik

Selanik Sahil

Aristotales Meydanı

Aristotales Meydanı – tepeden bakıldığında karşınıza çıkan şeklinden de ötürü- diğer bir adıyla Şişe Meydanı. Her yeri kafelerle dolu olmasının yanı sıra birbirine paralel bir sürü sokak buraya çıkıyor. Her sokak farklı bir enerji dolu. Günün her saati canlı olan bu meydanda, gün içerisinde sirtaki yapan amcalara rastlayabilirsiniz.
Sahil şeridi boyunca yürüdüğünüzde yaklaşık 3 kilometre kadar kafe ve restoranlarla karşılaşıyorsunuz. Hangisine oturacağınızı şaşırabilirsiniz. Hepsi birbirinden keyifli.

Selanik

Aristotales

White Tower

Yol boyunca dizilmiş kafe ve restoranları gezdikten sonra sahilde sizi Beyaz Kule karşılıyor. Selanik’in görülmesi gereken yerlerinden.

Sahil boyunca sıralanan kafelerde dikkatinizi iki şey çekiyor: Günün her saati Frappe içen ve ellerinde telefon, tablet görmediğiniz yüzlerini denize dönüp birbiriyle sohbet etmeyi tercih eden Yunanlılar. İşte o an tutkum birkaç kat daha artıyor. Burada gerçekten muhabbet var!

Şehrin direkt karşımıza çıkan yerlerini check-in saatine kadar gördükten sonra sıra Selanik’in en hareketli bölgesi Ladadika’da yer alan otelimize doğru gitme zamanı gelmişti. Plaza Hotel’deki odalarımıza yerleştikten sonra yollara düşme zamanı geldi.

Birer Frappe alır mıyız?

Güne geç başlayan Yunan Halkı’nın su niyetine içtiği, sütlü ya da sütsüz, şekerli ya da şekersiz tercih ettiği Frappe’lerimizi yudumlamanın tam da vaktiydi. Üç günde Yunan Kültürü’nü her zerremizde hissetmemiz lazımdı ve yapacak çok şey vardı. Kordondaki mekânlardan birinde birer Frappe almak kaçınılmazdı. Tabii ardından bir yıl önce içip tadı damağımızda kalan Mythos Bira!

Selanik

Oturduğumuz mekânda masamıza önce büyük bir şişe su geldi. Biz Türk mantığıyla suyu içmeyeceğimizi belirterek geri gönderdiğimizde garsonun neden o kadar şaşırdığını anlamamıştık. Sonradan tüm mekânlarda gördük ki burada adet ne yerseniz yiyin, ne içerseniz için su ikram etmeleri. Yani öyle suyu adisyona kitleme diye bir şey Selanik’te yok.
1 Mayıs’a getirdiğimiz tatil ile yine tüm dükkanların kapalı olduğu bir dönemi seçmiştik. Ama gece hayatı devam ediyordu.

Sirtakinin kalbi Ladadika

Ladadika bölgesi Aristotales Meydanı’nın solundaki sokaklardan birinden girildiğinde bir şekilde karşınıza çıkıyor. Burası tavernaların bulunduğu bölge. Taverna, Yunan Kültürü’nde içki içilip yemek yenen yer. Yani meyhane. Her tavernada sirtaki yapabileceğinizi düşünmeyin. Öyle tabak kırmak filan da yok. Teklif bile etmeyin.
Bir ilk gecemizi daha sakin bir tavernada Mythos’larımızı tokuşturup, feta peynirimizi, kalamarımızı, favamızı yiyerek sakin sakin geçirdik. Üzerine de bir Yunan Kahvesi! Tabii Türk Kahvesi’nin aynısı ama Yunan deyince daha havalı. En azından benim için…

Selanik

Mythos Bira

Selanik’te 2.gün

İkinci gün şehrin kuzeyine doğru yürüme planıyla devam edecekti. Aristotales Meydanı’ndan yukarı doğru devam ederek tüm sokakları ilmek ilmek gezmenin vakti gelmişti. Saint Demetrius Kilisesi’ni geçip, tüm ara sokaklar gezildikten sonra şehre tepeden bakacağımız Apo Poli kalesine doğru şehrin belediye otobüsüne binerek yola çıktık. Selanik Kanatlarımız Altında!

Yürüye yürüye yaklaşık 40 dakikada şehrin sahil kenarında bulunan White Tower’a vardıktan ve kordonu gezdikten sonra geçen yıldan aklımızda kalan taverna eğlencesini yeniden gerçekleştirme zamanı gelmişti.
Atatürk’ün evini geçtiğimiz sene gezdiğimiz için burayı teğet geçtik. Atatürk’ün evi derken, sadece evin dışının kalması da çok üzücüydü. Evde Atatürk’e dair hemen hemen hiçbir eşya kalmaması hayal kırıklığının ta kendisiydi.
Ladadika’ya geri geldiğimizde buranın en eğlenceli mekânlarından Odos Oneiron Taverya’da akşam için yerimizi ayırttık.

Odos Oneiron Taverna

Burayı özel olarak anlatmak istiyorum. Madam Sofia, Dimitri, Yorgo ve Lembros! Son gecemizi bize unutulmayacak anılarla yaşatan taverna sahipleri. Geçen sene oraya geldiğimizi anlattığımızda başladı heyecanları. İkinci kez tercih etmek onlar için mutluluk vericiydi. Köşede duran sıkışık bir masada başlayan gece, uzolar devrildikçe ve insanlar kalktıkça yani mekân sakinleştikçe daha da güzelleşti. Kadehimizin dibinde kalan uzolarımızla canlı müziği daha yakından dinlemek için en ön masaya doğru geldik. Mekânın sanatçısının yalnızca bize söylediği şarkılar – özel istekle Thalassa – Madam Sofia’dan masamıza gelen ikram uzo ile daha da şenlendi. İşte o an tekrar dedim: Benim yerim burası!

Selanik

Ouzo

Her güzel gece bir şekilde biterdi. Ama sabah… Sabah olduğunda Madam Sofia ve diğerleri bizi hemen tanıdı. Birlikte sohbet ettiğimiz yarım saatlik süre Yunan Kahvesi eşliğinde unutulmaz bir anıya dönüşmüştü. Madam’ın büyükbabası Sinop’tan, benim büyükbabam Yanya’dan göçmüştü. Kimse bizim kardeş kültüre sahip olmadığımızı söyleyemezdi.
Otobüse binmemize saatler vardı. Madam’ın tavsiyesiyle Kalamaria’ya doğru yol aldık.

Selanik

Kalamaria

Gitsek mi gitmesek mi, uzak mıdır yakın mıdır derken Kalamaria’ya gelmiştik. Taksicinin bize önerdiği restorana doğru gittiğimizde durumdan biraz endişelendik. Kapıdan girer girmez bizi karşılayan servis elemanları, sandalyemizi çekenler derken çok fena bir yere geldiğimizi düşündük. Denize sıfır, herkes çok şık, masalardaki tabaklardan deniz ürünleri taşıyor!

TRT Türk Sanat Müziği sanatçısı Gökhan Sezen tipinde bir garson menüyü getirdiğinde yaşadığımız şok bize yetti. Masayı donatacak kadar meze ve yemek 14 euro’ydu! Masaya gelen kalamarın, midyenin, balığın, cacikinin yani toplamda gelen dolu dolu 8 farklı çeşit yemeğin kişi başı 14 euro etmesini aklımız almıyordu. Hem de bu kadar şık ve manzaralı bir yerde. Şimdi Türkiye’de olsa… diye başlayan hesaplamalar bittikten sonra gözlerimizden fosfor akana kadar deniz mahsullerine doyduk.

Selanik

Bu yazıyı bize unutulmaz bir anı bırakan Madam Sofia, Dimitri, Yorgo, Lembros ve Gökhan Sezen tipli garsona adıyorum. Yine görüşeceğiz Selanik! Bizi unutma!

Gündüz turu tamamlandıktan sonra gece başlıyor! Tavernalar bölgesi Ladadika’da ouzo ve sirtaki zamanı!
Selanik’e gidince nereler gezilir?

Son sözümüz: Sağlığına Selanik!
Στην Γεια μας Θεσσαλονηκι

Eda İvgen Taban

instagram/salmakis_

 

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

Spam Protection by WP-SpamFree