Europe Genel İskoçya

EDINBURGH… Etekli Erkekler Diyarı

14 Şubat 2017

 

Elif Naz DEMİRDAĞ

Edinburgh: Birleşik Krallık farklı kültürlerin, dillerin ve milliyetlerin beraber barış ile yaşayabildiği nadir ülkelerden biri. Her biri kendi içinde özerk olarak yönetilen ancak sonunda “God Save the Queen” teması altında birleşebilen bu bölgelerden biri de İskoçya. Aklınızda sadece etekli adamlar ve gayda ile kalmış İskoçya’nın başkenti Edinburgh’da bir hafta sonu en efektif nasıl gezilir derseniz her gelen eşi dostu gezdiren benden size naçizane tavsiyelere hazır mıyız?

İskoçya’nın başkenti Edinburgh’a günde 2 sefer düzenleyen THY ile direk uçuşlar mevcut. Tek dezavantajı biraz el yakan biletler. En az 6 ay öncesinde alırsanız 1000 TL’nin altında bulabilirsiniz öyle diyeyim. Ne yazık ki başka havayolları direk uçmuyor Edinburgh’a. Alternatif olarak diğer havayolları ile Londra’da uçarak oradan yine uçak veya Hogwarts Ekspresi hatırlatan, yolculuk boyunca yeşile doyacağınız hızlı tren ile Kings Cross İstasyonundan ulaşımı sağlayabilirsiniz.

Cumartesi sabah 09.30 uçağı ile yola çıkıyoruz. Yerel saat ile 11.15’de Edinburgh havalimanında oluyoruz. Öyle başkent havalimanı deyince aman büyük bir beklentiniz olmasın bizim Adana Şakirpaşa havalimanından hallice. Ama güzel tarafı bagaj veya pasaport kuyruğu beklemeden hızlıca çıkmış oluyorsunuz. Bu arada İngilizlerin en sevdiği soru İskoçlarda da mevcut. Pasaport memuru non-EU pasaportu gördüğü anda “what is the prpose of your visit”i yapıştırıyor haberiniz olsun. Ama Londra kadar zorlamıyorlar Allahtan, birkaç kelime ile ikna mümkün.

Edinburgh’a indiğiniz andan itibaren etrafı saran ağır aksana alışmanız birkaç saatinizi alıyor. Zaten daha pasaport memurundan otobüs şoförüne herkese boş baktığınız anda anlıyorlar onları anlamadığınızı. Tekrar eder misiniz vs demek ayıp değil burada, onlar da biliyorlar anlaşılmalarının zor olduğunu. Çoğu yerel İngilizce bile anlamıyor özellikle 60 yaş üstü İskoçları.

edinburgh

Welcome to Edinburgh panosunun önünde otobüs beklemeye başlıyoruz. Airlink Otobüsleri her 15 dakika bir geliyor, 15-22 dakika arasında şehir merkezinde olabilirsiniz. Fiyatları da çok uygun geliş gidiş 7 pounda ulaşım sorununu halledebilirsiniz. Otobüs iki katlı içinde free WİFİ de mevcut. Eğer eşyam çok, fazla kişiyiz vs derseniz şehir merkezine siyah klasik İngilizce taksileri ile ulaşmak da mümkün.

Yaklaşık 20-22 pound tutar tek yön, dönüşte kullanılması için de 5 poundluk bir voucher da alabiliyorsunuz taksicilerden. Geldiğiniz şehir merkezine. Edinburgh aslında eski şehir ve yen şehirden oluşuyor gibi gözükse de şehir çoğunlukla ikisinin birleştiği yerde akıyor.

Dışarı doğru büyüyen şehirde turistik mekânlar ve gece hayatı, öğrenci yurtları vs hepsi şehrin merkezinde old bridge’in iki yakayı bağladığı erde. İki yaka demişken ortadan deniz veya nehir geçtiği sanılmasın. İlk gördüğünde aşağıdan nehir akıyor izlenimi bulunan köprü ile geçiş sağlansa da köprünün altı bildiğiniz tren garı nehir yerine İskoçya’nın ve İngiltere’nin dört bir yanına giden trenler akıyor yani. Hem otobüslerin final destinasyonu hem de ulaşımın kalbinin attığı bu köprünün adı Waverley Bridge. Adını da aynı yerdeki Waverley istasyonundan alıyor. Trenle ile ulaşım sağladığınızda da burada destinasyona ulaşıyorsunuz yani. Şehirde Haymarket istasyonu olarak bilinen ikinci bir istasyon daha mevcut ancak şehrin diğer ucuna daha yakın.

 

 

 

 

 

 

 

 

Öğlen vakti şehre geldiniz, hemen gezmek istiyorsunuz. Edinburgh old city ve new city namı diğer Princess Street olarak bilinen iki temel bölgeden oluşuyor aslında. Ana gelir kaynağı turizm ve öğrenciler olan şehir nüfusu 500.000 bunun 150.000’inin öğrenciler oluşturuyor. Şehirde 4 büyük üniversite var dünyanın dört bir yanından gelen öğrenciler nedeni ile inanılmaz da farklı bir mozaik görmek, tatmak ve farklı aksanları duymak çok mümkün. Bu nedenle konuşurken zorlanmayın, taksiciden gazeteciye herkes farklı aksanlarla konuşan yabancılara çok alışkın. İngilizlerden farklı olarak aşırı samimi ve sıcaklar, herkes birbirine teşekkür etmeyi adet haline getirmiş. Otobüsten inerken herkes işi ol olmasına rağmen sıra ile otobüs şoförüne teşekkür ediyor. Bu uygulamayı ve kültürü Londra’da bulmanız mümkün değil.

Şehrin eski bölgesi olarak bilinen Royal mile caddesi ya da İskoçların deyimi ile Royal mile, İskoç ölçüsü olan İskoç mili ile tam bir mile denk gelen uzunlukta bir cadde. Bizim ölçülerimiz ile 1.81 km. Bir ucunda dünyanın en eski kalelerinden biri olan Edinburgh Kalesi diğer ucunda ise Kraliçe’nin yazlık evi olan Holyrood Sarayı bulunmakta. Otobüsten iner inmez Waverley köprüsünün üzerinden yürüyerek ulaşabileceğiniz ana cadde burası. Bu arada Edinburgh’da toplu taşımaya ihtiyacınız olmayacaktır zira her yer yürüme mesafesinde ve toplu taşıma kültürü çok zayıf. Herkes ya yürüyor ya da bisiklete biniyor. Yürüyerek gezmesi en akıllıcası.

Görkemli Balmoral otelini görerek arkanızda bırakarak Royal Mile’a ilerliyoruz. Önce birşeyler atıştıralım derseniz High Street no:1’da klasik fish and chips yiyerek güne başlayabilirsiniz. İskoç mutfağı diye bir şey yok mu diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Duymasınlar ama İskoç mutfağı yok arkadaşlar. İskoçya’da en çok yenen yemek pizza, makarna, döner, Çin yemeği, sushi ve Tayland mutfakları. Yerel en ünlü yemekleri ise haggis. Kokorece alışkın Türk mantığına uygun gelse de tat olarak tavsiye edebileceğim bir lezzet değil ne yazık ki hayvan bağırsağından yapılan viski ile pişirilen bir nevi köfte haline gelmiş patates püresi ile servis edilen yemeyi illa denemek isterseniz Ho:1 güzel bir mekân. Klasik İskoç pub’i burası zira. Biraz daha lüks bir mekanda akiam yemeğinde denerim haggis’i derseniz Princess streetteki howies de bir seçenek. Ancak dediğim gibi oldukça ağır ve mideye dokunabilecek bir yemek.

Royal mile’dan yukarı doğru çıkarken acele etmeyin sağlı sollu dükkânlar ile ortaçağ şehrinde yürüyorsunuz zira. Hem modern hem eski kaldırımlar ve Arnavut kaldırımlı taşların döşendiği caddede nefes nefese kalırsınız zira biraz dik): bu neden ile dükkânlara bakarak geçmeyi ihmal etmeyin. Alışverişte nelere bakalım derseniz tabi ki klasik kaşmir bir atkı almayı ihmal etmeyin derim. Kalitesine göre 19.99’dan 299.99’a kadar seçenekleri var. Royal mile üzerindeki her dükkânda aynı fiyattan satarlar daha ucuzunu bulur muyum derseniz bir ihtimal şehrin daha farklı bölgelerine bakmanız gerekebilir.

Alternatif olarak Princess üzerine bir dükkan önerebilirim ancak fiyat farklı büyük olmayacaktır. En iyi seçenek 39.99 olanlardan almak, etiketine mutlaka bakın %100 kaşmir yazmalı zira arada normal yün karışımları da oluyor. Onun dışında royal mile’da bir çok gümüşçü göreceksiniz celtic olarak bilinen kelt kültürü yani eski İskoç kültüründe çok fazla olan gümüş tasarımlar ve takılar genelde yerel klanların sembolleri, soyadları veya modernleştirilmiş tasarımları aslında. Gümüşler İskoç veya sterling gümüşü olarak geçer, uygun fiyatlı olarak dükkanlardan veya kaleye doğru trafiğe kapalı sokakta açılan tezgahlarda bulabilirsiniz. Pazarlığa açık tek yer bu tezgâhlar olacaktır, bu ülkede pazarlığa girişmeyin zira fiyatlar baki.

Kaleye vardığınızda gezmeniz gereken en önemli anıtın burası olduğunu hissedersiniz zaten. 1000 yıllık geçmişi olan tüm kralların yaşadığı ve kayalıkların üzerindeki konumundan dolayı fethedilmesi çok zor olan bu kale büyüleyici. Giriş fiyatı biraz pahalı olsa da içindeki kraliyet taç ve mücevherlerinden askeri sergisine her şey görülmeye değer. Dönüş yolunuzda sol tarafta kalan whisky experience meşhur İskoç viskisini bölgelere göre özelliklerini anlama ve dünyanın en büyük viski koleksiyonunu görme fırsatı sunacaktır. Amsterdam heineken experience gibi düşünebilirsiniz tavsiye ederim.

edinburgh

 

Yine yerel bir lezzet olan shortbread kurabiyelerinin yani tere yağ ve şeker patlaması olan lezzetlerin de ana vatanı İskoçya. Yerel dükkânlardan bolca alabilirsiniz tavsiyem walkers veya patterson olacaktır. Bazen kraliyet temalı farklı kutlama kutuları da yaratılabiliyor ki diana için olanı almıştım ben çok şeker. Bunların dışında tartan yani yerel klanlara özgü kareli kumaş desenli battaniyeden eldivene birçok ürün var mutlaka edinin. Etek alma olayına pek girişmeyin derim zira muhtemelen hiç giymeyeceksiniz: hem de fiyatları oldukça pahalı..
Royal mile boyunca aşağı doğru yürümeye devam ederek yerle şair ve kahraman olan Robert burns’un adını taşıyan pubda yerel biralardan veya viskilerden içebilirsiniz; Londra’ya göre fiyatla oldukça uygun.

En turistik mekan olmasına rağmen 4 pounddan pahalı bira bulamazsınız. Bu arada İngiliz poundu geçiyor her yerde ancak kendi yerel poundları da var, ancak Londra’ya götürürseniz o poundları kullanamayabilirsiniz, Türkiye’de de çevirtmesi imkânsız siz siz olun İngiliz poundu ile dönün kalırsa holyrood sarayına doğru gelirken sağlı sollu ufak girişler göreceksiniz. Burası eskiden ana yol olduğu için aslında şehir bu surların arkasında bitiyormuş daha sonra büyüdükçe dışarılara girişler açılmış. Bu ufak girişlere close deniyor ve arkalarında oldukça modern binalar çıkabiliyor. Cowgate bölümüne geldiğinizde worlds end adında eskiden dünyanın ucu olduğuna yani yolun bittiğine inanılan noktada bir bar var ancak genelde çok kalabalık.

Aşağı doğru devam ederken museum of childhood gibi farklı ufak müzeler de var. Zaman ayırırım derseniz uğrayabilirsiniz. Mimi’s adlı pastanesinde mutlaka bir shortbread veya cupcake deneyin derim. Yolun en sonuna geldiğinizde holyrood sarayı ve queens gallery bulunuyor. Saray mary queen of scots oarak bilinen İskoçya kraliçesi mary’den tutun birçok hükümdarın da yaşadığı saray. Ağustos ayında kraliçe Elizabeth de eylül sonuna kadar kalmak için saraya geliyor. Sarayda heryer gezilebilir. Yanında da modern bir parlamento binası mevcut.

Akşam yemeğini de yiyip otele geçerim diyenler çin seçenekler royal mile’da ve sağ tarafına doğru giden nicholson streette mevcyt. Panchos villas’da Meksika yemeği, holyrood sarayı yakınındaki holyrood 9A’de yerel hamburgerleri veya Türk lezzetinden vazgeçmem diyenler için royal mile’da türk işletmecisi olan cafe truvayı tavsiye edebilirim. Nicholson üzerinde bir mahzen olan the cellar door da angus yemekleri açısından çok başarılı. Etnik Hindistan gibi yemek yiyeceğim derseniz yine nicholson üzerindeki the spoon ideal ancak rezervasyon gerekli bu mekanlara.


Otele yerleştikten sonra hala halimiz var derseniz geceleri royal mile’dan kalkan korku turları mevcut denemenizi tavsiye ederim. Yürüyerek şehrin en ücra köşelerine gidip yeraltı korku ve hayalet hikayelerini anlatan bir rehber eşliğinde tüm eski hikayeleri dinleme şansınız olacaktır.

Mary kings close’dan White horse close’a bir çok yerin en kalıntı köşelerini bile görebiliyorsunuz.
Cumartesi sabah kahvaltı için erkenden kalkarak urban angel’a gitmenizi tavsiye ederim. Eğer yer bulamazsanız jk rowling’in Harry potter’ı yazmaya başladığı George the fourth bridge’deki elephant house veya st.james’s square’deki Edinburgh business school ve library yakınındaki peter’s yard farklı seçenekler olabilir. Bu civarlar eski şehrin diğer tarafını görmeniz için fırsat olacaktır. Buradan çıktından sonra national museum of scotland’ı gezebilirsiniz. Aynı cadde üzerinde devam ederek greyfriars bobby heykelinin burnunu okşayabilir, Grassmarket doğru giden yokuşu inerek orayı görebilirsiniz. Eskiden idamların yapıldığı Grassmarket meydanındaki publarda oturabilir veya meşhur mekânlardan biri olan mussel and steak’den soslu midye ve patates kızartması veya angus veya sirloin etlerinden deneyebilirsiniz.

Aynı yerdeki mary’s milk bardan dondurma da mutlaka yemelisiniz. Öğleden sonra princes Street tarafına geçerek yeni şehre bi göz atalım istedik. Princes street ve princes Street gardens royal mile’ın bir paralel caddesi aslında. Ama yeşile doyabileceğiniz ve güneş var ise tadını çıkarabileceğiniz bahçelerde dolaşması oldukça zevkli. Princes caddesi alışverişin kalbi. Primark’ın en büyük mağazalarından biri burada mevcut. Alışveriş istemem yürüyeceğim derseniz yolun üzerindeki scottish monument olan büyük heykelin tepesine kadar tırmanın derim.

Nefes nefese kalıp indikten sonra köşe başındaki yerel kahvelerden kahve içebilir, süreli istasyonun orada duran gaydacı amcadan yerel ezgiler dinleyebilirsiniz. Princess streetin sonuna kadar yürüdükten sonra akşam yemeğini sushi sevenler için kanpai, sevmeyenler için pizza ve makarna alternatifleir olan zizzi’s önerebiliriz. Princess’in paralelinden geri dönerseniz lüks markalar sokağında gezebilir, türk meze restoranı olan yeni meze’de türk tadına varabilir veya cafe andaluz’da İspanyol tapas yiyebilirsiniz. Akşam nerede takılalım derseniz tiger lily’s, Hannover 99 barkohl gibi yerlerin hem içkileri hem de kokteylleri güzeldir tavsiye ederim. Gece hayatı ise ya lulu’s ya da opal gece kulüpleri. Yalnız mekânlar gece 3’de kapanıyor aniden ışıkları açarlar haberiniz olsun. Gece yemek yemek Edinburgh cumartesilerinin en popüler aktivitelerinden biri. Genelde chipie olarak geçen kızarmış tavuk ve kahvereng soslu patates kızartması en tercih edilen model. Ama onu dışında bir batter’a batırılıp kızartılmış sosis, et, hamburger köftesi, balık ve hatta kızartışömış pizza ve tart bile var.

 

Finalde de alışık olmayana bir şok olarka gelebilecek deep fried mars bar var. Özellikle playhouse karşısındaki Antigua caddesindeki mekânda yenebilecek bu tatlı bildiğiniz mars veya snickers çikolatasınınım bu batter’a batırılıp kızartılması ve yenmesi. Aşırı ağır tabi benden söylemesi.


Pazar günü nerede brunch yapalım derseniz vejetaryen bir alternatif olarak Henderson’u tercih edebilirsiniz. Veya Hemma’da büyük bir İskoç kahvaltısı alabilirsiniz. Klasik İngilizce kahvaltısı olan sosis, domuz pastırma, fasulye ve patates kroket yanında yumurtaya ev olarak siyah puding, haggis ve kızarmış domates de bulunmakta. Daha sonra yediklerimizi eritelim derseniz size challange: arthur’s seat! Şehrin en yüksek noktasına tırmanmak isterseniz hiking olarak herkesin küçükten büyüğe tırmandıkları bu tepe oldukça yorucu ve kalori yakıcı oalcaktır. Oradan tüm şehrin manzarasını görmek ise efsane. İndikten sonra şehrin yeni yakasında bir gezinti yapılabilir.

Princessın birkaç paralelinde devam eden royal botanik bahçelerine doğru olan nehir kenarı yol yürüyüşü, etraftaki vintage shoplar yeterince ilgi çekici ve alışveriş imkanı sunuyor. Stockbridge şehrin daha hipster ve sakin bölümü. Özellikle ikinci ellerin olduğu mekan buralarda.leith walk boyunda yürüyüş yaparak dönebilir princes üzerindeki yerel kafelerden birinde öğleden sonra çayı içebilirsiniz. Balmoral otelinin ve Dome’un çayı özellikle çok güzel ve zengin oluyor ama tabi fiyatı da biraz tuzlu. Alternatif olarak curious Tea Rooms oldukça tatlı ve ilginç dekore edilmiş bir mekan. Royal Botanik Gardens da görülmesi gereken mekânlardan. Rahatça yürüyüş yaparak yediklerinizi eritebilir, haymarket istasyonu ve murryfield stadyumunu görerek princes üzerinden geri ana merkeze dönebilirsiniz. Alışverişlerinizi tamamlamak isterseniz büyük mağazalardan Jenners ideal. Yerel viski dolumlarınızı ise royal mile whiskies’den yapabilirsiniz. Geceyi nerede sakin bir içki içip sonlandıralım derseniz Brass Monkey veya Pear Tree’de bir içki içebilirsiniz.

https://www.instagram.com/elifnazdemirdag/

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

Spam Protection by WP-SpamFree