Europe Genel KESFET Macaristan

BUDAPEŞTE… Aşırı öznel gezi yazısı (1)

17 Aralık 2015
KEMAL HAMŞIOĞLU

KEMAL HAMŞIOĞLU

Budapeşte, Aylardan temmuz. Bizimkiler ile Baltık turundan döneli daha bir iki hafta olmuş, aldığım 3 aylık Schengen’i dolu dolu kullanmak için ucuz yollu seyahat peşindeydim. Skyscanner üzerinden yakın tarihli en ekonomik uçak biletini arattım: Kalkış: İstanbul (Herhangi), Varış: Her yere… Bir hafta sonrası için gidiş-dönüş 80 Euro’ya Budapeşte çıktı. Sabiha Gökçen’den uçan Wizz Air diye bir Macar havayolu şirketi. Bir liste yapsam Budapeşte illa olurdu da, ilk sırada mı? Hiç sanmam. Oturdum biraz şehri, biraz fiyatları araştırdım önce. Kanalda birlikte çalıştığım Yavuz Abi’ye bir telefon, “Şu tarihlerde ben yolcu, sana uyar mı?” diye. Ondan onayla birlikte bileti de aldım. O an, yurt dışına ilk kez tek tabanca çıkacağım bu gezinin, hayatta yalnızlıktan en fazla haz duyduğum günlere dönüşeceğini bilemezdim.

Budapeşte

Peşte’den Buda’ya gün batımı

 

Uçuş günü, gece mesaisinden çıkıp doğrudan havalimanına geçtim. Bağcılar’dan Sabiha Gökçen iki saat, uçakla Budapeşte ise bir saat sürdü. Macaristan, AB üyesi olmakla birlikte hala kendi ulusal para birimini kullanıyor. 100 Forint bugün yaklaşık 1 liraya denk geliyor. Havalimanı çıkışı toplu ulaşım kartı almak için döviz bozdurdum ve seyahatin ilk ve tek kazığını yedim. Siz siz olun, havaalanlarındaki döviz bürolarında para bozdurmayın. 100 Euro karşılığı forint alırken, 20 Euro zarar ettiğimi şehre inince anlayacaktım. Neyse ki paranın bir bölümü iade hakkım vardı da 10 Euro kadarını kurtarabildim. Prag’ı anlatırken unuttum, döviz büroları arasındaki inanılmaz kur dengesizliği havalimanları ile de sınırlı değil. Her zaman internetten güncel döviz kurlarını kontrol etmekte fayda var.

Budapeşte Havalimanı şehrin dışında yer alıyor. Dışı derken merkeze gitmek yarım saat sürüyor. Bunun için -taksi, özel araç kullanmayacaksanız- önce havalimanından otobüse, otobüsten de metroya geçmeniz gerek. Ben de öyle yaptım.

Budapeşte

Aziz Stephen Bazilikası

 

 

Ortak banyoya kezzap ile girmek!

Kalacağım yeri her zaman olduğu üzere Booking ile önceden ayarlamıştım: Urban Life Guesthouse. Tuna Nehri’nin ikiye ayırdığı şehrin Peşte yakasında, merkez kabul edebileceğimiz Deak Ferenc İstasyonu’na metro ile iki durak mesafede bir hostel ya da kendi tabiriyle konuk evi. Karışık yatakhanede geceliği 10 Euro’ya konakladım. Oldukça düzgün bir apartmanın çatı katında yer alıyor. Genelde genç gezginler kalıyor. Hijyen takıntınız yoksa tercih edebilirsiniz diyeyim fazla uzatmayayım. Ya da uzatayım! Yatak idare ederdi de, yastık yer minderinden aparma. Ortak banyo desen, günde bir kere temizleniyor, o da kerhen. Adı “karışık yatakhane” olmakla birlikte beni yatağında don paça uzanmış bir Rus oğlanı karşıladı. Üniversite okuyormuş Budapeşte’de; efendi, kibar bir çocuktu gerçi. Tanışma faslından sonra eşyaları bıraktığım gibi olay mahallinden hızla uzaklaştım. Zira arkadaş cıbıldak yatmakta haklıydı; çatı katı, klima da yok!

3 gün 3 gece kaldığım Budapeşte’de ilk akşamı gece çalışmış ve uykusuz olmanın da etkisiyle kısa bir şehir turuyla tamamlama niyetindeydim. En merkezi noktanın neresi olduğunu -o zaman bilmiyorum tabi- istasyondaki birine sordum. Önce iki cümle İngilizce konuştu, sonra Türkçe: Bir dakika sen nereliydin? Artık nasıl bir Türk aksanıyla kütür kütür İngilizce konuşuyorsam şıp anladı. Budapeşte’de yaşıyormuş birkaç senedir, anlattı sağolsun ayaküstü nereleri gezebileceğimi, nerelerde takılabileceğimi. Gelmeden methini çok duymuştum ama onun da önerdiği ilk mekan Szimpla Kert oldu. İnternetin yalancısıyım, menşei doğrudan Budapeşte olan tabirle bir ruin pub. Tavsiyesine de uydum. Önce Tuna Nehri kenarında kısa bir gezinti, ardından soluğu Szimpla’da aldım.

Budapeşte

Szimpla Kert (budapestonly.com’dan alınmıştır)

Harikalar Diyarı’nda

Şimdi bizde yeni yeni İstanbul’un Karaköy’ünde peydahlanan barlar var ya; metruk denebilecek binalarda açılan, o salaşlığın içinden bir dekorasyon fikri üreten. Hah! İşte o fikir onların değil. Szimpla Kert en bilineni ancak daha birçok örneği var Budapeşte’de. Pub’dan ziyade bir gece kulübü olan Instant bunların en büyüğü. Benim içinse Szimpla, Alice’in tavşan deliği gibiydi.

Gündüz dünyanın dört bir yanından sırtçantalı gezginlerin buluşma noktası. Akşam ise zaman zaman canlı müzik de yapılan, bir bardan fazlası. Doğru bina, doğru işletme mantığıyla buluşmazsa sakil durabilecek dekorasyon için para harcadıklarından bile emin değilim. ‘Ruin’ kelime anlamı olarak, yıkıntı, metruğa denk geliyor ve o metruk bina hurdacıdan çıkma envai çeşit, absürd obje ile renkli bir dünyaya dönüşüyor. Budapeşte’deki 3 gecemden ikisini Szimpla Kert’te noktaladım. Fıçı bira 8-9 lira gibi bir fiyata satılıyor. Karnınız acıkırsa da Szimpla’nın hamburgeri meşhur. Zaten başka da bir şey yapmıyorlar gördüğüm kadarıyla. Güney Amerikalı bir tip bulmuşlardı, yüzlerce kişilik mekana tek başına yetişiyordu adam. 15 lira gibi bir fiyata satılan burgerler ise gerçekten lezzetli ve doyurucuydu.

İlk günün sonunda hostele dönüp derin bir uyku çektim; ancak, hızımı almışken yazıya Budapeşte’deki yeme içme faslından devam edeyim iyisi mi… Zira gün gün anlatırsam iş gezi yazısından çıkıp Budapeşte külliyatına dönüşebilir.

Budapeşte

Budapeşte Sabit Pazarı – Central Market Hall

 

 

Prag’da da denemiştim gerçi ama gulaş asıl Macaristan’ın milli yemeği. Bizde daha çok çorba olarak bilinse de, pilav yanı tas kebap misali servis edilenini de gördüm. İkisinden de tattım, öyle ahım şahım yerlerde de değil. Anadolu mutfağına yakın, iyi baharatlandırılmış salçalı etli bir yemek işte. Zannımca kötüsüne denk gelmeniz için ya cidden şanssız olmanız, ya da mekan tercihinde şansınızı fazla zorlamanız gerek.

Yazının başında da belirttiğim üzere, Budapeşte seyahatim, ‘ucuz tatil konsepti’ içinde vuku bulduğundan size “Şusu güzel, bunu deneyin” diye uzun uzadıya anlatamayacağım. Yalnız Budapeşte’nin de İstanbul’un Çiçek Pasajı’na benzer bir yeri mevcut; gittim: Gozsdu Udvar. Szimpla gibi şehrin Peşte yakasında yer alan pasaj 20’den fazla bar, kafe, lokanta barındırıyor. Peş peşe sıralanan mekanların birçoğu binaların arasındaki havadar avlulara bakıyor. Bir şeyler yiyip içebileceğiniz, geceye başlamak için keyifli bir adres. Ayrıca, bazı mekanlarda DJ performanları vs. de gerçekleştiriliyor.

Budapeşte’den kalan…

Macarların damak tadı bize yakın olmaya yakın da kahvaltı kültürleri tırt. Çoğu, sabahı poğaça, kruvasan tarzı şeylerle geçiştiriyor. Budapeşte gibi turistik bir şehirde, peyniri, domatesi, yanında çayıyla kahvaltı veren mekan bulmak elbet zor değil. Ben de ikinci sabahımı böyle bir kafede geçirdim de, işte turistik işletme bildiğiniz… Asıl keyifli olan Budapeşte’nin tarihi sabit pazarı Nagyvásárcsarnok‘ta yediğim sandviçti. Çok mu lezzetliydi? Hatırlamıyorum bile. Keyifli olan bilinen İngilizce adıyla Central Market Hallun kendi. Alt katında sayısız şarküteri, manav, fırın; üst katında ise hediyelik eşya standları ile büfeler sıralanıyor. Hediyelik eşyacıların pek azında el emeği göz nuru ürün bulunabiliyor. Onların da fiyatlar biraz tuzlu. Ancak, yerel halkın da alışveriş ettiği esnaftan günün her saati için kayıntı bulmak, büfelerde kendinize bir sandviç hazırlatmak mümkün.

Budapeşte

Budapeşte’den geçen Tuna Nehri’nin ortasındaki Margaret Adası

Bu anlattıklarım dışında, aslında Budapeşte seyahatimin büyük bölümü sıcağın altında, elde fotoğraf makinesi gün boyu yürüyerek geçti. Ve niyeyse, 32 yıllık ömrü hayatımın ilk nasırını bana miras bırakan yürüyüşler beni inanılmaz mutlu etti. Prag’ın ilk yazısına attığım başlık var ya hani “Şehri Yaşamak” diye…. Onu Budapeşte’ye bağlayabilirmişim bakın. “Deniz olmayan yerde yaşayamam” diyen ben, neden bu Orta Avrupa şehrine böylesine tutuldum, dilim döndüğünce ikinci yazıda toparlamaya çalışacağım.

Kemal HAMŞIOĞLU

instagram/kemalhamsioglu

You Might Also Like

No Comments

Leave a Reply

Spam Protection by WP-SpamFree